esmer saatler

Genel

geçtiğinde bu yollarda öylece sessizce düşünmüştü aslında olacakları. kararsızdı aslında ama çok umrunda değildi nedense. bazen tekrardan herşeyi düşünmenin gerekliliğine inanıyor ama yine de çok uzatmıyordu zihninin üretip durduğu sorular dünyasını. öylece yaşamaktı tek isteği , öylece ve öylesine. bunu düşünecek vakitte bırakmıyordu zaten zihni ona . öylece yaşayacak ve düşünmeye imkan bırakmayacaktı ne o denli felsefi olacak ne de bilimsel. sorgulanmayacak sormaya gerek bıraktırmayacaktı onun yaşantısı hayalinde. hesap vermesine mecbur bırakacak durumlara sokmayacaktı kendini. bunu manasız bulanlara da hesap vermeyecekti . çünü öylesine bir yaşantı dönüp dolaşıp işi bi takım detaylarla dolu sıkıntılı yaşamdan daha zararsız olacaktı. bazen yaşama bir takım anlamlar katma gerekliliğinden bahsederdi. kimsenin yaşamı o kadar basit olamazdı bir yandan. karşı da çıkmıyordu ama oluyordu işte hayat böyle tepetaklak bazen. düşünmeyi gerektirecek kadar karmaşıklaşıyordu. içinden çıkılamazmış gibi duruyordu ve düşünmeyi analiz etmeyi ölçmeyi gerektiriyordu. kimse ona birşey sormasa da soracak bişeyler cıkıyordu istemsizce . hayat bazen cevap bekleyen sorulardan ibaretti . bazen çok anlamlı bazen  çok gösterişli bazen sürprizlerle dolu idi. en azından filmlerde öyleydi . bir filmde olmuşsa o ihtimale de yer verebilecek bir alan doğuyor olsa gerekti . hayat öylesine tutup sonra öylesine bıraktığımız basit bir nesne olduğu kadar tutamadığımız ya da bırakamadığımız koca bir engeldi de. korkutuyordu detayları ve bazen en ilginç tarafı detayları idi. detaylarda boğulmak yüzeyde gezinmekten daha gerekli bir şey haline dönüşüyordu. telkin ediyordu insanlar. neden böyle olması gerekmediğini anlatıyorlardı ama onlarınki de hep baktıkları yerden. bugün anlatmıştı gülceye bakılan yerle ilgili bir problem olduğunu. kimse de garanti edemezdi baktığı yerin olması gereken yer olduğunu. ama işte insanın doğrusu hep doğru yalanı ise hep gerçek. yalan bile tanımsız hele ki gerçek ! sakince oturduğu bu beyaz masa da anlamlı anlamlı bir şeyler yazmaması gerektiğine karar vermiş olmasına rağmen hala anlamsız bir anlam arayışındaydı. biri olsaydı da söyleseydi şu olan biteni . ne çok yalvarmıştı oksijene ve azota. hiç ses gelmemişti hiç ama hiç. hiçbir resim hiçbir yazı hiçbir ses ona cevabı söyleyecek kadar highlight olmamıştı. hepsi sıradan gri ve biçimsizdi gördüklerinin. Peki ya yarın ?. Yarın da mı böyle gri olacaktı. Ona konunun özetini sunacak birisi çıkmayacak mıydı, ya da hayat bir yerinden dönüp de cevaplara gerek kalmayacak bir eksene oturmayacak mıydı ? çok mu film uydurmasıydı bunlar ? geri dönülecek bir nokta için nelerini vermezdi hani. Bazen çok fazla şey istediğini ona düşündürten gelişmeler de olsa yitip gidiorlardı zamanda. kendisi ile başbaşa kalma denilen o salak tomografi sürecinde olan oluyor ve detaylar çıkıyordu ortaya. dikkati hep o zamanlarda en üst düzeydeydi. bir de en çok o zamanlar pesimistti. ne olmaz , ne olunmaz bir hayat böylesi. düşündükçe saçmalaşan , bir türlü başkalaşmayan, dönüşmeyen, devrim görmeyen, verimsiz bir arazi misali merak edilmeyen.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s