Bıkılası Aşkların İnsanı

Genel

Hep elimizden bişeyler gelmeli. Hep bir onay almalıyız yaptıklarımıza. Hep karşı tarafta görmeliyiz yeşil ışığı. Ben şu yazıyı yazarken bile şu eleştirisinde bulunduğum şeyin gerçekliğini yaşıyorsam daha ne denilebilir ki ?

Aradan baya bir zaman geçti. Çok sular aktı elbet. İyi veya kötüsüne girmeye gerek yok, ne olduysa oldu. Peki şimdi elimden bir şey geliyor mu? , hayır. Paylaştım mı birileriyle ? Elbette. Sonucu değiştirdim mi ? Ona da hayır.

Şimdi önümde yeni gelişmeler, olanaklar ve opsiyonlar var. Her biri birbirinden parlak. Hatta diyorum ki kendi kendime, bunların bir şekilde meydana gelmesi için o olan biten şeyler şart mıydı ? Sliding doors ve butterfly effect hadiselerine şimdi girmek istemiyorum. Ama bir yandan, her butterfly’da bir mana aramak istiyor muyum, ondan da emin değilim. Bu zamana kadar kaderci yaşamışsam, kaderimin doğrusal çizgisini izleyebilme hakkım da olabilmeli birazcık diyorum. Bıkkınım dahası. Yüreğimin yükselişini tekrar izlemeye bile mecalim yok belki de. Zaten meselenin kaynağının da bu olduğu çok bariz. Şu bir-iki haftalık dilimde gayet ilginç şeylerle karşılaştım. Ortalama yaşam çizgime fazla gelecek şeyler oldukları kesindi. Ama ben kendi çizdiğim (bir bakıma) zorlama gerçekliğin senaryosuna o kadar kaptırmışken kendimi ortalamaların aşılıyor olmasını bile ciddiye alacak halde değilim. Hayır bir defa da kendi çizdiğim senaryo beni bir yerlere getirmiş olsa gık çıkarmayacağım ama yok oğlu yok.

Şu blogu http://yanlslarprensesi.tumblr.com/ okuduktan sonra bunları yazasım geldi. Ne kadar ortak şeylerden bahsediyor bir yana, kendi senaryosunu çizme inadını bırakabilen erkeklerin başarılarını kutluyor gibi. Ama işte… söylenecek yine de bir şeyler var. Ve peki bunları duyması gereken duyacak mı, duysa anlayacak mı, anlasa aklı başına gelecek mi, gelse filmin ikincisi çevrilip de kötü son için araya bir butterfly ile mutlu son olacak mı ? Bunlar hep kapalı sorular. Zaten bir şey söylemek de istemiyorum. Kendi başıma söyleyip kendi başıma cevaplamak (veya yeni başka sorular türetmek) niyetinde hiç değilim. Dedim ya bıktım. Bıktım resmen.

Yaşımı da göz önüne alırsam, tırtıklamaktan tırnaklamaktan eşelemekten aramaktan merak etmekten umut etmekten olmazı olura çevirmek için yapılan şebekliklerden deneylerden testlerden dedektifliklerden koşuşturmaktan sinir kontrollerinden delirmekten sessizleşmekten vs vs bütün tepkilerden etkilerden ve oluşlardan artık gına gelmiş bulunmakta.

Sevgili terapistlerime de uğramıyorum artık. Diğer arayan önemsiz insanlar gibi arıyorlar beni. Ses tonlamalarından kendilerine anlamlı telkinlerde bulundukları çok belli. Ama bir yandan da ürkekler. Ne yapsalar da bir noktayı aşamayacak olmanın tedrginliği içindeler. Onlar da bıkmışlığın sevimsiz yüzünden uzak durmak istiyorlar belli ki. Gösterilerini ancak ellerine mikrofon verildiğinde yapmaya razı olmuş durumdalar. Belki sadece onları bu halleri ile taklit etsem belki o kadar anlatılana çok daha anlamlı bir alternatif meydana getirmiş olacağım. Mikrofon bana uzatılırsa (belki) ben de bir şeyler konuşacağım.

Herhalde söylenebilecek ne varsa söylemişimdir desem de bu gayet sıradan bir yalan. Söylenecek hep bir şeyler vardır. Ama dediğim gibi ben bıktım. Senden de, lanet olası aşkından da bıktım.

Bıkılası aşkların insanısın sen.

Sevgiler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s