Silenos

Genel

Midas ormanda uzun süre Silenos’u yakalamaya çalışmış, nihayet bir köşede sıkıştırdığında ona “insan için en iyi, en arzu edilen şey nedir?” diye sormuş. Yarı tanrı önce soruyu duymazdan gelmiş. Midas’ın zorlayarak tekrar sorması üzerine bütün ormanı ürkütücü kahkahası ile çınlatmış ve ağzından şu sözler dökülmüş:
– Ey zavallı yaratık; bir günlük ömrü olan, rastkantının ve acının çocuğu olan sen, ne diye duyması senin için en korkunç şeyi söyletmeye çalışıyorsun? Senin için en iyi şey, senin açından bütünüyle ulaşılmaz şeydir; hiç doğmamış olmak, hiç olmamış olmak, hiç olmak. Bu durumda ikinci en iyi şey de bir an önce ölmektir”

dinamitler ve şiirler

Genel

evet kızın hiç bir şey söylemeden çıkıp gitmesine bir anlam veremezken bütün hikaye boyunca etrafta gözüken ama zihnimizi tam da kurcalamayan kız olarak tekrar karşımıza çıkması gerçekten paha biçilemezdi. Cevapları ikincil karakter üzerinden karşımıza çıkartan kurgulara ben de bayılıyorum.
Şu arkasında mutlu sonlar yerine kara mizah dolu sorular bırakan postmodern yazarlardan daha çok olsa keşke. En azından daha samimiler değil mi?
Ben unutup gitmişken senaryonun daha sonlanmadığına şahit olduğum zamanlarda hemen oturma biçimimi değiştiriyorum. Kurumuş ağzımı o sırada civarımdaki bir içecekle ıslatma gereği hissetmişsen o zaman büyük ihtimalle bir şeyi akıına bırakmışımdır kendimi. Hani mutlu olmayı akışın bizzat kendisine bağlayan o meşhur Polonyalı kimdi?
Biz buraya nereden geldik? Şiirler lineer mekanizmaların dibini dinamitlerle süslememizi sağlamıyorsa ben de aşık değilim.

Pan

Music

….Mektepli eğitim yokluğuyla alay etmeyi keser kesmez, onu flüt ustası Lord Krishna ile karşılaştırmaktan vazgeçer geçmez etkilenmeye başlamıştı. Pan’ın şarkısı hiçbir amaca yönleik olmadığı, hiçbir işe yaramayacağı için, daha doğrusu insanların amaç çemberini aştığı için, özgürleştiriciydi bir kere. Çalanın iradesinin de dinleyenin iradesinin de kontrolü dışındaydı. Hatta irade onun içinde eriyordu.

Kudra’nın gözünde bu durum, ip numarasının sese çevrilmişiydi. Titreyen bir ipe başı döne döne tırmanmaya benziyordu. Orada esrarengiz bir diyara ayak basılacaktı. Her şeyi içeren bir bütünleşme, doğal dünyayla birleşme yer alacak, bireyin salt yalnızlığı duygusu da bununla yan yana var olabilecek, buna karışabilecekti.

Pan’ın salkım saçak ezgisinde bir hop hop tavşan niteliği vardı. Ama başıboş keçi niteliği de vardı. İnatçı, kaba, zımba gibi. Bir an şefkatli ve şiirsel geliyorsa, öteki an tehdit edici, haşin geliyordu. Bunun nedeni belki de Pan’ın şarkısının içimizdeki hayvanın şarkısı olmasındandı. Bütün şarkıları… bir arada, görünürde rasgele olan bir düzen içindeydi.

Kudra, Pan’ın konserinde ayaklarını sert toprağa değil de, yumuşak bir yere basıyor gibi hissetti. Bastığı alan düz olmadı, eğri büğrü olduğu halde, içinden dans etmek geldi birden. (Belki de içimizdeki hayvanın ezgilerine gösterilebilecek tek uygun tepki, dans etmekti)

Tom Robbins